22 Mart 2009 Pazar

Türkiye ve Çin -1

TÜRKİYE ve “ÇİN”

Türkiye ve Çin ilişkileri hakkında yararlı bilgiler...

TÜRKİYE’NİN “ÇİN” HATALARI 1
Ekonomik Hatalar:

Bu yazı da biraz uzun olacak; ama Cem Yılmaz’ın dediği gibi “konu uzun” ben ne yapayım?

Çok defalar aynı cümlelerle yazmış olmama rağmen okuyucuların aklında Çin’in daha net tanımlarla kalması açısından tekrarlamakta sakınca görmüyorum.
Çin; 1 milyar 400 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi.

1978’de başlayan dışa açılımlarını birçok soruna rağmen istikrarlı sürdürebilen, 20 yıldır her yıl ortalama %10 büyümeyi başarabilmiş, 2008 sonu itibariyle de Almanya’yı geride bırakarak dünyanın en büyük 3. ekonomisi olmuş dev bir ekonomiye sahip. Ucuz iş gücü, ucuz maliyetler, düşük vergiler, hazır verilen altyapı imkanları ile hem kendi yatırımcısına hem de yabancı yatırımcılara kapılarını ardına kadar aralamış bir ülke.

Ekonomideki bu “açık kapı” politikasıyla dünyanın en fazla dış yatırım alan 2. ülkesi olan Çin’e 2008 yılında doğrudan gelen dış yatırım ise 92 milyar dolar. ‘Çin’ deyince her konuda rakamlar devasa büyüklükte. Her sektörden binlerce yabancı firmanın bulunduğu Çin, hem yabancı firmaların üretimdeki avantajlarının hepsinden faydalanmasına, hem iç piyasa girmelerine, hem de çevre ülkelere ulaşmasına çok uygun bir zemin. Nitekim, bugün Coca Cola’nın Doğu Asya’daki en büyük üretim tesisleri Çin’dedir.

Bu büyüklüğü dünyanın birçok ülkesi çok iyi değerlendiriyor. Ekonomide kendine sıçrama arayan Türkiye ise Çin’i ‘yeterince’ veya ‘gerektiği gibi’ fark etmiş sayılmaz. Türkiye-Çin arasındaki ticari ilişkilerin 30 yıllık seyri ‘Çin’den her türlü ürünü alma ve Çin’e hammadde satma’ diye kısaca özetlenebilir. Özellikle 15 yıldır Çin’den harcı alem en ucuz ürünlerin Türkiye’ye girmesi Türkiye’nin Çin’e olan ekonomik meylinin ayrı bir göstergesidir. En acı örneklerden birisi de Türk mermerini ham şekilde ucuza alan Çin firmalarının, mermeri işleyip daha pahalıya yine Türkiye’ye ve Avrupa’ya satabiliyor olmalarıdır. Böyle olunca da Çin, Türkiye’nin en çok dış ticaret açığı verdiği ikinci ülke konumunda olmaktadır.

Çin; her türlü yatırıma imkan sağlayan yapısıyla Türk üreticilerinin dünyayla rekabetinde önemli bir üs olduğu gibi, özellikle 2000’den sonra daha net ortaya çıkan iç piyasası, çok tüketen 200 milyonun üstündeki nüfusu ve lüks tüketen 50 milyona yakın nüfusuyla da Türk yatırımcılarına göz kırpmaktadır. Çin’deki Türk firmalarının varlığı ise bu fırsatları değerlendirebilecek potansiyelden uzaktır.

Çin’in sadece alım yapılacak bir yer olarak görülmesi çok yanlıştır. Zira, Çin’deki otomotiv sektöründe ürün satan Türk firmaları olduğu gibi, perde ve ev tekstilinde lüks tüketime odaklı ve yabancı marka hayranı Çinlilere mal satan Türk firmaları da mevcuttur. Yani demek oluyor ki “Çin’e satış yapmak imkansız değil ve aslında çok büyük bir fırsattır!”.

Eğer Türkiye, Çin’in dışa açılmaya başladığı ilk yıllarda ya da en azından 90’larda tam manasıyla Çin fırsatının farkına varabilseydi bugün birçok şey lehimize farklı olurdu. Bu itibarla, en azından değişen şartlara göre bundan sonra neler yapılmalıdır ona bakılmalı. Bu doğrultuda yapılabilecek şeyleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Türkiye’nin kendi varlığı olan ürünleri ve hammaddeleri Çin’e daha iyi pazarlamalı, Türkiye’deki işleme masrafları fazlaysa Çin’e gelip, Çin’de tek veya yerel ortaklı işletmelerle kendimiz işlemeli ve yine kendimiz satışını yapmalıyız. Mermer, bor� gibi.

2. Ekonomik krizle birlikte Çin’de kapanan veya kapanma durumuna gelmiş işletmeleri süreli kiralama, ortak olma veya satın alma şeklinde temellük etmeli; Çin’in ucuz iş gücü, enerji masrafları ve vergilerinden faydalanmalıyız. Özellikle tekstil sektöründe bu çok önemlidir.

3. Çin’de kurulacak tesislerle Çin’e kaliteli ve lüks tekstil ürünlerini pazarlamalıyız. Pierre Cardin, Lacoste gibi markalar yıllardır aynı şeyleri yapmaktalar. Para harcamayı seven üst gelir gurubu Çinlilerin sayısı ve tüketim meyilleri Türkiye’dekilerden daha büyüktür.

4. Çin’de kurulan üretim üsleri ile Türk markaları olarak dünyanın farklı yerlerine farklı kalitelerdeki ürünleri pazarlamalıyız. Hem süreden hem de kontrol maliyetlerinden kazanç olacaktır. Kore, Japonya, Malezya hatta Kuzey Amerika ülkelerine üst kalite ürünler yollanırken; Orta Asya ülkeleri, yoğun nüfuslu Güney Asya ülkelerine daha düşük kalitede ürünler pazarlanabilir.

5. Gıda sektöründe Çin’de üretim üsleri kurarak Çin’in iç piyasasına ulaşabiliriz. Krizle birlikte yeni iş alanları araştıran ve ellerinde para çantaları ile ortak arayan Çinlilerle ortak işler kurmak en çok gıda sektöründe Türkiye’nin önünü açacaktır. Her türlü gıdaya açık Çinli tüketiciler özellikle büyük şehirlerden başlamak suretiyle açılacak Türk restoranlarına, tatlıcılarına, pastanelerine yoğun ilgi göstereceklerdir. Bunun yanında Türk içecek firmaları ve dondurmacılarının da Çin’de şansları büyüktür.

6. Otomotiv ve inşaat sektöründe yan sanayi ürünlerini üretip hem Çin pazarına hem de çevre ülkelere pazarlamak, Türk firmaları için dünya markası olmak adına önemli bir sıçrama tahtası olacaktır.

7. Türkiye’de Çin piyasasının kapalı olduğu, girmenin zor olduğu gibi yanlış bir kanı vardır. Kesinlikle öyle değildir. Kanunlara uygun, dev bir ülkeye girdiğinin farkında olarak, iç piyasayı ve şartlarını bilen güvenilir insanlarla çalışıldığı müddetçe hiçbir sorun olmamaktadır. Çin, kendine yapılacak yatırım ve istihdamlar için kapılarını ardına kadar açmıştır. Bu konuda Çin’deki Türk danışmanlık firmalarının kalitelerini artırmaları, Türk yatırımcıların da bilgiye değer verip danışmanlık hizmeti almaları her zaman karlı olacaktır.

8. En az Körfez Sermayesi kadar yatırıma meyilli Çin sermayesinin Türkiye’de yatırım yapabilmesi için ‘ülke şartlarına ve konjonktüre uygun’ alanlar seçilip, Çin sermayesinin Türkiye’ye getirilmesi sağlanmalıdır.

9. Çin’de 19 ülkenin “İşadamları Dernekleri” varken Türkiye’nin net çalışan ve içerde faaliyet gösteren bir derneği yoktur. TÜSİAD’ ın AB İşadamları Derneği’nde bir masası olsa da, Çin içinde henüz aktif değildir. Devletimizin ön ayak olup bir an önce Çin’de sağlam çalışacak iş adamları derneklerinin açılmasına destek vermesi gerekmektedir.
Bu saydıklarımız Çin’le olan ekonomik ilişkilerimizde bugüne kadar yaptığımız hataların bugünden sonraki telafisi adına birkaç tekliftir. Bu acil önlemlerden sonra kim bilir daha ne kapı ve imkanlar açılacaktır.

Özetle Çin; küreselleşen dünyada ayakta kalabilmek için mutlaka bulunulması gereken bir pazar, çevre ülkelere ulaşmak için maliyetleri az ve kontrolü kolay bir üstür. Ekonomi politiğini dünyada çok iyi kullanan Çin’le ekonomik ilişkilerin gelişmesi ise diğer ilişkilerin de gelişmesine ciddi katkı sağlayacaktır.

Gücünün ve dünya üzerindeki fırsatların farkında olarak, gözü açık politikalar üreten Türkiye ve atılımcı Türk yatırımcısı yarının müreffeh Türkiye’si için çok önemlidir. Bunun en çok işlev göreceği ve Türkiye’nin çıkışını tetikleyeceği en önemli üslerden birisi de Çin’dir. Çin’i gerektiği gibi keşfedebilmek ümidiyle


Cihan UĞUR / Şanghay Fudan Universitesi / Haber 7

14 Aralık 2008 Pazar

Çin Arabaları / Çin Otomobilleri

Çin Arabaları / Çin Otomobilleri
Çin Arabalarının diğer 2 otomobille çarpışma testlerini aşağıda bulabilirsiniz.




Aşağıdaki Çin Arabasının çarpışma testi araç 64 km/saat hızla giderken gerçekleşmiş. Çin Arabalarının 64 km/saat hızı üstü giderken kaza sonucu ölüm oranının %99.9 olduğu söyleniyor. Acaba abartma mı?

Çin Arabası

Çin Arabası
Çinliler Otomotiv sektörünü demi ele geçiriyor dersiniz? Çin arabaları Türkiye'ye de girdi. Muhtelif markalarda Çin Arabaları galerilerde yerini almaya başladı. Hoşgörülerinize sığınarak aşağıda test sürüşündeki Çin Arabasının videosunu gösteriyoruz.



01 Kasım 2008 Cumartesi

Çakma

Çakma
Çinliler sayesinde lugatimize yeni bir kelime daha girdi. Ne kadar sevinsek azdır. Gerçi bu kelime argoda sahte, taklit gibi kelimeler karşılığı eskiden de kullanılıyordu ama artık herşeye çakma kelimesi kullanılıyor. Yani çakma moda oldu. Çakma ipodlar, çakma cep telefonları, çakma mercedes, çakma robot çakma olimpiyat, çakma astronot. Hülya Avşar'dan çakma türbanlılar vs vs. Artık çakma ile yatıp çakma ile kalkıyoruz. Yakında Çakma Çinliler de çıkar herhalde. Çinlilerin neredeyse herşeyi çakma bir de kendilerinin çakması çıksa da şunlardan kurtulsak.

Çakma kelimesi ne zamandır argoda kullanılıp duruyordu dedik. Artık ciddi köşe yazarları bile çakma kelimesini yazılarında sıkça kullanır oldu. Açıkçası çakma kelimesini duyunca rahatsız oluyoruz artık. Bizim dilimizde çakma anlamına gelecek daha pekçok güzel kelime varken çakmada ısrar niye.

Çinli Astronot

Çinli Astronot
Çin olimpiyatlarda bunu yapmıştı. Şimdi de Çinli Astronot'un uzaydaki yürüyüşünün gerçek olmadığı iddia edildi. Aşağıdaki haberde Çin’in, Eylül ayındaki uzay yürüyüşünü, havuzda gerçekleştirerek hile yaptığı öne sürüliyor.

Çin televizyonu tarafından tüm dünyaya gösterilen Şenzou-7 uzay aracındaki taykonot Zhai Zhigang’ın 15 dakikalık uzay yürüyüşünün, aslında yer yüzünde yapılmış bir çekim olduğu iddia ediliyor. Çinli taykonotun YouTube’daki uzay yürüyüşü grüntüleri, ilk Rus uzmanların gözüne takıldı. Uzay yürüyüşünün 8 dakika 46. saniyesinde, taykonot Zhigang’ın arkasında görünen uzay aracından yukarıya doğru çıkan hava kabarcıkları dikkat çekiyor. Halbuki uzay boşluğunda hava kabarcıkları oluşamayacağı gayet iyi biliniyor. Rus İnternet sitelerindeki iddia üzerine görüntüleri inceleyen NASA da aynı sonuca vardı. NASA uzmanları, "Çin uzay yürüyüşü sadece hava kabarcıklarıyla şüphe uyandırmıyor, taykonotun uzay boşluğundaki film çekimi, sanki yanında birkaç projektör çalışıyormuş izlenimi veriyor. Uzay boşluğundaki ışık düzeni, Çin çekimiyle kesinlikle çakışmıyor" dedi.

Olimpiyat’taki skandallar

Çin’in bu ilk vukuatı değil. Pekin Olimpiyatları sırasında yapılan hileler de unutulmadı. Açılış törenlerinin sanal olması, eşitlik adına her etnik gruptan çocuk seçildiği iddiasının yalan çıkması tüm dünyayı hem şaşırtmış hem de güldürmüştü. Açılışta, Çin bayrağı stada girince marş söyleyen 9 yaşındaki Lin Miaoke’nin aslında sadece yüzünün kullanıldığı, marşı 7 yaşındaki Yang Peiyiki’nin söylediği ortaya çıkmıştı.

Kaynak: Hürriyet 2 Kasım 2008

02 Eylül 2008 Salı

Çin: Olimpiyatlar Senin Olsun Çin

Çin: Olimpiyatların Senin Olsun Çin

Yeni Şafak Gazetesinden Ali Murat Güven'in 'Senin, hiç bir şeyin gibi olimpiyatını da sevmiyorum Çin...' başlıklı yazısını posta kutumda buldum. Gönderen arkadaşa teşekkür.

Aşağıda yazıyı
aynen bulabilirsiniz.

Ali Önceki gün Pekin Yaz Olimpiyatları başladı.

Görkemli bir açılış töreni yapılmış, Çinliler olimpiyat tarihinin en iddialı organizasyonuna imza atmışlar, stadyum pek muhteşemmiş, kareografiler soluk kesiciymiş, falan da filan...

Gazetelerimiz, televizyonlarımız ve internet sitelerimiz Pekin'deki organizasyon komitesine yönelik yıkama-yağlama cümlelerinden, bol keseden iltifatlardan geçilmiyor son iki gündür…

* * *

“Türkiyeli dindar bir Müslüman” olarak yolunuz ezkaza, herhangi bir nedenle İsrail'e düşse ve bu geziden döndükten sonra da çevrenizdeki diğer dindar dostlarınıza “Geçen gün İsrail'e gitmiştim, Telaviv'de, Kudüs'te, Hayfa'da iş yapmak için falanca adamlarla görüştüm...” şeklinde başlayan bir-iki cümle kursanız, sizi dinleyen bu hızlı mücahitlerin pek çoğu “dönme”, “sabetaycı” ya da “ajan” olabileceğiniz evhamıyla kısa sürede masayı terk edip giderler. Oturmayı sürdürenlerin yüzlerinde ise en azından ciddi bir ekşime belirir ve “böyle bir geziyi neden yaptığınız” noktasında bitmez tükenmez sorgulamalara, birbirinden iğneli eleştiri cümlelerine maruz kalırsınız.

Çünkü, İsrail'e karşı olmak ve onun aleyhinde konuşup durmak, bir “tatlı su İslâmcısı” için gündelik hayattaki en kolay ve de en masrafsız tepki verme biçimidir. “Anti-siyonist duruş”unuzu çevrenizdeki yoldaşlara peşinen hisettirir ve her türlü yanlış anlaşılmayı kolayca bertaraf ederek kendinizi câmia içinde garanti altına alırsınız.

Fakat, bu beylik tavrı günümüzde artık neredeyse sabahları işe giderken üzerine giydiği bir pantolon kemerine dönüştürmüş olan pek çok dindarın gündelik hayatında, benzer türden bir tepkiyi insanlık tarihinin gördüğü en büyük Müslüman düşmanı devlet olan Çin'e karşı da göstermek gibi samimi bir çabanın, ya da en azından bu yönde bir “niyet”in henüz esamesi bile okunmuyor. Aksine, özellikle son 10-15 yıldır, ticaret dünyamızın diğer sosyal gruplarıyla birlikte en “takvâlı”sından İslâmcı iş adamlarımız da Türk Hava Yolları'nın İstanbul-Pekin seferlerini tıka-basa doldurmaktalar. Bu uzak ülkenin -en büyüğünden en dandiğine kadar- istisnasız bütün fuarlarında Türkler hep baş aktörler arasında yer alıyor, büyük kentlerdeki caddelerde -don lastiği yaptırmak için bile- hiç üşenmeyip oralara kadar gitmiş gevrek sesli, çember sakallı işadamlarımızdan, “Yav, şu iş görüşmelerimizden fırsat bulursak bir de masaj salonuna gidelim, bunların masajı pek meşhurmuş” nidâları yükselip duruyor.

Şimdi sizlere çok basit bazı tarihsel hatırlatmalar yapacağım...

Çin Halk Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler teşkilâtı kurulduğu ve kendisi de bu teşkilâtın -Genel Kurul'da alınan bütün kararları veto etme hakkına sahip- beş daimî üyesinden biri seçildiği günden bu yana, Türkiye Cumhuriyeti'ne hiç bir uluslararası sorunda toplu iğne başı kadar destek vermemiş bir ülkedir. Ne Kıbrıs, ne Ege kıta sahanlığı, ne de Türk milletinin taraf olduğu başkaca bir uluslararası anlaşmazlıkta...

Pekin daima bizim karşımızdakileri tutar. Ki Ankara'ya karşı bu boyutta bir siyasal fanatizm, -sözde- ezelî ve ebedî düşmanımız olan komşumuz Yunanistan'da bile yoktur.

Aynı şekilde, Maocu komünizm mi, yoksa en vahşisinden bir liberal kapitalizm mi, halihazırdaki yönetim biçiminin tam olarak ne olduğu daha dünyadaki bir tek Allah'ın kulu tarafından bile doğru düzgün anlaşılamamış bu iri kıyım devlet, yine tarihi boyunca taraflarından birinin Müslüman olduğu hiç bir ikili anlaşmazlıkta, bir İslâm devletine -dolaylı da olsa- destek vermemiştir. Ne Hindistan-Pakistan arasındaki çekişmelerde, ne İsrail-Filistin sorununda, ne de Bosna ve Kosova'daki katliamlarda...

Çin'in oyu (ve çoğu kez de ürettiği silahlar), 20 ve 21'inci yüzyıl boyunca her zaman “İslâm düşmanı” tarafa gitmiştir. Tıpkı yüzlerce yıldır olduğu gibi...

Hafızası ya da tarih bilgisi zayıf olanlar için tekrar ediyorum:

Pekin yönetimi, tarihi boyunca Müslümanların ezildiği, mağdur edildiği, kıyıma uğratıldığı her türlü uluslararası sorunu uzaktan uzağa büyük bir soğukkanlılıkla izlemiş; bundan da berbatı, uluslararası örgütlenmelerdeki oylarını daima zâlimlerin lehinde kullanmıştır.

Aynı Çin'in istihbarat servisi, polisi ve ordusu, günümüzde kendi topraklarında esir pozisyonunda yaşayan milyonlarca Uygur Müslümanı'na her türlü aşağılayıcı muameleyi sergilemekte, -ülkeden sızan bir çok istihbarî bilginin de doğruladığı üzere- Müslüman kadınları evlerinden zorla hastanelere götürüp orada kısırlaştırmaktadır. Yıllardır sistematik bir soykırıma tâbi tutulan Uygur Türkleri, günümüzde yeryüzünde yaşayan en mutsuz, esaretlerini en yoğun şekilde hisseden Müslüman topluluğudur. Öyle ki bu kardeşlerimizin insanî durumları İsrail ve Eski Yugoslavya'daki Müslüman nüfusla bile kıyaslanmayacak kadar kötüdür. Çünkü bu ülkeden dışarıya (her türlü medya organı gibi internete de sansür uygulandığından dolayı) muhalif hiç bir ses sızamıyor. Orada yaşanan trajedileri biraz daha ayrıntılı olarak öğrenmeyi arzu edenler, bin bir güçlük içinde dış dünyaya ulaştırılabilen bazı belge ve bilgileri Doğu Türkistan kökenli Türk vatandaşlarının kurdukları www.hurgokbayrak.com sitesinden edinebilirler.

Öte yandan, Çin'in geleneksel saldırganlığı ve vahşi uygulamaları günümüzde yalnızca Doğu Türkistan'a değil, Tibet ve Tayvan gibi çevre ülkeler üzerinde de bütün şiddetiyle sürmektedir.

Ve halihazırda, Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan 30 milyon dolayındaki Çin vatandaşı Müslüman Uygur Türkü'nün varlığına karşılık, Çin Halk Cumhuriyeti'nin üst düzey idarî kademeleri ve hükûmetinde bir tek Müslüman bakan yoktur.

* * *

Net olarak belirtmeliyim ki ben, politik açıdan nasıl bir sistemle yönetildikleri, mistik anlamda neye inanıp hangi ahlâk sistemine bağlı oldukları ve dünyanın geleceğinde tam olarak nasıl bir konumu hedefledikleri belli olmayan bu -yüzölçümü ve nüfusu büyük, ancak vizyonu küçücük- ülkeyi sevmeyi, onu maddî ve manevî anlamda yüceltmeyi, “ateizm”i resmî devlet sistemi olarak benimsemiş yönetimine yerli-yersiz iltifatlar yağdırmayı bütün kalbimle reddediyorum. Çin'e son 10-15 yıl içinde -bırakın orada fason olarak ürettirdikleri birbirinden berbat malların astronomik bedelini- yalnızca otel, ulaşım, yeme-içme, rehberlik (ve elbette ki masaj salonları!) gibi hizmetlere ödedikleri paralarla bile milyarlarca dolar kazandıran tatlı su İslâmcılarımıza da tez elden benzer bir duyarlılığı tavsiye ediyorum.

Siz Çin meraklıları; Söz İsrail'e, Sırbistan'a ya da ABD'ye gelince ânında yırtıcı birer şahin kesilmektesiniz; ancak yeryüzünün gelmiş geçmiş en büyük İslâm düşmanı devletinden her söz açıldığında ağzınızın suları akıveriyor. Cebine 2000 dolar nakit para ve bir de kredi kartı koyanınız yılda en az iki kez Çin'de...

Dünyaca ünlü BMW, Volkswagen ve Audi otomobillerinin bile hiç utanmadan bire bir taklidini yapıp “bunlar bizim ulusal arabalarımız” diye satmaya kalkışan hırsız ve korsancılık düşkünü bir iktisadî sisteme duyduğunuz bu anormal tutku nasıl bir şeydir yahu?

Ya da daha basit bir biçimde soruyorum size; İsrail'in Filistinlilere yaptıklarıyla Çin'in Uygur Türklerine yaptıkları arasındaki fark tam olarak nedir de Çin'e karşı yürekleriniz bu denli hoşgörülü ve muhabbetle dolu?

Türkiye'yi, 2000'li yıllarda, onların her karışı kanserojen maddelere bulanmış tekstillerinin, beş para etmez oyuncaklarının, güvenilirliğine zerre kadar güvenilmeyen elektrik tesisat ürünlerinin, iki kere kullanılınca elde kalan her türlü döküntü alet-edevatının çöplüğüne çevirdiniz. Sayenizde oyuncak sektörümüz adım adım yok oldu, tekstil sektörümüz adım adım yok oldu, otomotiv yan sanayimiz adım adım yok oldu.

En çok da şu güzelim “oyuncak” sektörümüze yanarım biliyor musunuz? Çinliler biraz daha fazla para kazansın diye, son çeyrek yüzyılın en güzel başarı öykülerinden biri olan “Fatoş Oyuncakları” gibi simge firmalar ortadan kalktı. Daha nice yüzde yüz yerli Müslüman-Türk şirketinin ardarda battığı gibi...

Adamlarda personel istihdamına ilişkin hiç bir ahlâkî kural ya da insan haklarını koruyucu yasa yok ki! Analar nasıl olsa zamanında bir buçuk milyar Çinliyi doğurmuş. Ver eline günde bir kez içi pirinç dolu bir tabak, bir de yatıp kalkacağı bambu bir kulübe ayarla, tamamdır! Ayda 10-15 dolara hiç bir sosyal güvencesi olmaksızın köle gibi çalışan o bir buçuk milyar insanın karşısında hangi medenî dünya ülkesi böylesine dengesiz bir rekabete sonsuza kadar dayanabilir?

Ulusal endüstrimizi kilitleyen bu büyük derdin tek bir ilacı var, o da Çin mallarına, en azından çöplük düzeyindeki Çin mallarına karşı tavizsiz bir “kota”... Ancak ona da irade sahibi bir devlet ve irade sahibi (aynı zamanda da dibine kadar vatansever) bir girişimci-tüccar kuşağı lâzım...

* * *

Şahsiyetli hiç bir Müslüman çok gerekmedikçe Çin'e gitmez, Çin'e para kazandırmaz, Çin'i çevresine ballandıra ballandıra anlatmaz. Yine, şahsiyetli hiç bir Müslüman'ın “ölü doğmuş bebek cenini”nden “kedi ve köpeğe” kadar her ne bulursa afiyetle pişirip yiyen midesiz ve ilkesiz adamlarla, Müslüman kardeşlerimizi kürtaj masasına yatırıp zorla yumurtalıklarını alan inançsız despotlarla işi olmaz.

Tıpkı, kendi vatandaşlarını tankların altında vahşice ezenlerle, aydınlarını zindanlarda çürütenlerle, fur ve tilki gibi orman hayvanlarının kürklerini bu hayvanlar daha henüz canlıyken onları bağırta bağırta soyacak kadar gözü dönmüş doğa düşmanlarıyla işi olamayacağı gibi...

Çünkü bizler birer “Müslüman”ız; yani hayattaki istisnasız her alanda kayıtsız şartsız doğrunun yanında olan insanlar...

Çin'den satın alınmayacak olan her bir mal, Müslümanlar için açık bir “cihad” gerekliliğidir. Onlardan aldığınız her mal ise size ve Müslüman kardeşlerinize er ya da geç sıkılacak olan bir mermi…

O yüzden, bu dünyada yaşayan her Müslümana, ahirette altından kalkamayacağı kadar ağır bir sorumluluk yüklemektedir “Made in China” damgası...

Efendim neymiş, Olimpiyat Oyunları pek bir görkemli başlamış… Hadi canım sen de! Olimpiyat Köyü inşâ etmek için o bölgede yaşayan yoksul halkını tekme-tokat kovalayan, esnafına “Oyunlar bitene kadar kedi-köpek eti satmak yok, sonra yine bildiğinizi okursunuz” diyen, her tarafı yalan-dolanla bezeli bu 15 günlük görsel şamata sırasında siyasal protestolar yapılmasın diye Sincan'daki Müslümanlara yönelik baskıyı bir kaç kat daha artıran böylesine faşist bir devletin, milletini köleler gibi çalıştırarak elde ettiği gelip geçici bir illüzyondan bana ne!

Müslüman boksör Muhammed Ali'nin 1970'lerde Afrika ülkelerinin derme çatma spor salonlarında yaptığı unvan maçlarının haysiyeti ve görkemi, Çin'in olimpiyatına da, yaptığı olimpiyat açılışına da beş basardı.

Velhasıl, aklınızı başınıza toplayın sevgili Müslüman tüccarlar…

Ölçüsü artık iyice kaçmış olan bu Çin sevdanızdan bir an önce vazgeçmeye çalışın.

Unutmayın, hesap günü geldiğinde sevdiklerinizle koyun koyuna haşrolacaksınız.

* * *

Not: Bu yazının ardından Çin Devleti benim ülkeye girişimi ilelebet yasaklar mı dediniz? Altını çizerek ve dahi heceleyerek belirtmeliyim ki u-mu-rum-da bile değil! Vız gelir, tırıs gider!

Meslek hayatım boyunca 40'ı aşkın ülkeyi gördüm; fakat şimdiye kadar Çin'i hiç mi hiç merak etmedim. Hattâ, 1999 yılında, “Teksoy Görevde” programındaki editör-muhabirliğim vesilesiyle çok esaslı bir fırsat çıktığı hâlde vazgeçip gitmedim bu ülkeye.

Çünkü, vize için İstanbul'daki konsolosluktan başvuru formu talep ettiğimizde, Çinli diplomatların bana ve ekibimize yönelttikleri ilk soru şu oldu: “Sincan-Uygur bölgesini de ziyaret edecek misiniz? Edecekseniz, oraya gidiş amacınız nedir ?”

Adamlar biliyorlar tabiî bölgede yaşayan Müslüman halka yönelik suçlarını; bu yüzden hiç bir kameranın, adına “Sincan” denilen o devâsâ açık hava hapishanesine adım atmasını istemiyorlar.

Çinli yetkililer bütün kuşkuculuklarıyla tepemize binip bin dereden su getirince, biz de o tarihteki gezi planımızı iptal etmiştik. Ben Müslümanların bölgesini göremeyeceğim ve onlarla konuşmayacağım bir geziyi ne edeyim? Oraya kadar gidip her gün Buda heykeli ve Çin Seddi mi çekip duracaktım?

İşte, bu olaydan sonra, üstüne de oraları ziyaret etmiş ve halen etmekte olan düzinelerce dostumun ilk elden yaşadıkları deneyimleri dinlemeye başladığımdan beri, dünya Müslümanlarının ezeli ve ebedi düşmanı Çin'e yapılacak her türlü geziyi “fuar”, “beşinci sınıf endüstriyel ürün” ve “masaj” meraklılarına bırakıyorum.

09 Ağustos 2008 Cumartesi

Çin'de İnternet

Çin'de İnternet
Çin'de internet kullanıcıları sayısı ABD'yi geçti. Google'ın Çin'de nal topladığını biliyor muydunuz?
Çinliler Videosunda belirtilenler gerçekleşmeye başladı.

Çin internette öne geçti, ABD’li teknoloji devlerinde panik başladı
Uzaktan yapılan tahminler, elde net veri olmadan hazırlanan analizler üç aşağı beş yukarı böyle bir sonuca ulaşılacağını söylüyordu ama Çin Hükümeti, geçen günlerde ülkenin internet kullanımı ile ilgili ilk defa resmi istatistikleri yayınlayınca gerçek ortaya çıktı: Çin, internet kullanıcısı sayısında Amerika Birleşik Devletleri’ni geçti.

Bu sonucun ardından hemen Çinli internet şirketlerinin Google, Yahoo, Facebook gibi Amerikan devlerine karşı şansları değerlendirilmeye başlandı. Haziran ayı itibarıyla Çin’deki internet kullanıcıları 253 milyona ulaştı. Böylece 1.3 milyar nüfuslu ülke, 220 milyon kullanıcıyla dünyanın en çok internet kullanıcısına sahip ülkesi ABD’yi geçmiş oldu.

İnternette Sadece yüzde 19’u ABD'ye Fark Attı.
Ya bir de Çin'de internet penetrasyonu yüksek olsaydı. Bilindiği gibi ABD'nin İnternet Penetrasyonu %70'in üzerinde Çin'de ise sadece %19. (bknz İnternet Penetrasyonu)

Çin Hükümeti’nin yaptığı araştırmaya göre, ülkedeki internet kullanıcılarının yüzde 70’i, 30 yaş ve altındaki kişiler. Özellikle bloglar ve sosyal ağlar sayesinde, öğrenciler arasında internet kullanımı çok hızlı yaygınlaşıyor. 253 milyon Çinli internet kullanıcısına sadece son bir yıl içinde eklenen kişi sayısı, tam 90 milyon. Son 6 ayda eklenen ise 43 milyon. Bu sayının 39 milyonunu tek başına lise öğrencileri oluşturuyor. Liselerdeki inanılmaz büyümeyi bir kenara bırakın, ülke nüfusunun şu anda sadece yüzde 19’unun internet kullanıcısı olduğunu dikkate aldığınızda bile bu konuda Çin ile zaten kimsenin baş etmesinin mümkün olmayacağını anlıyorsunuz. Halbuki Amerika’daki 220 milyon internet kullanıcısı, 300 milyonluk ülkede yüzde 70’e gelindiğini gösteriyor. Ya da başka bir ifadeyle, artık doyuma ulaşıldığını.

İnternette Hiper-büyüme bekleniyor

Bu büyüme rakamları, Çinli ve Amerikalı internet siteleri arasında süren rekabetin de bundan sonra Çinli şirketler lehine olacağının kanıtı. ABD’li yatırım şirketi Morgan Stanley’in yaptığı bir araştırmaya göre Çin’deki online reklam pazarı şu anda her yıl yüzde 60-70 büyüyor. 2008 itibarıyla ise toplam 1.7 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Önümüzdeki 3-4 yıl için Çin internet piyasasında yaşanacak büyümeyi tek bir sözcükle ifade ediyorlar: Hiper-büyüme. Çin’deki bu pazar, Baidu, Sina, Tencent ve Alibaba gibi internet şirketleri tarafından yönlendiriliyor.

Yahoo akıllılık etti, Ali Baba ile anlaştı

ALEXA’da 13’üncü sıradaki Baidu ve 17’nci sıradaki Tencent’in ardından 24’üncü sırada Çin’in en büyük portalı Sina (sina.com) var. İnternet kullanan Çinlilerin hemen hepsi, günde en az bir kere haber okumak için Sina’ya giriyor. Dünyanın en yaygın internet ticaret şirketi, Çinli Ali Baba Grubu ise internette beş koldan birden büyüyor. Çin’e Çinli bir şirket olmadan giremeyeceğini anlayan Yahoo ile yaptığı anlaşma uyarınca Ali Baba, Yahoo’nun Çin adresini alıp Yahoo’ya, grubun yüzde 40 hissesini vererek büyüyor.

Sansür olmasa daha çok büyüyecek

ÇİN’in en ünlü aktris ve yönetmeni Xu Jinglei’nin (34) blogu, birkaç yılda 174 milyon ziyaretçi sayısına ulaştı. Ancak bu kadar büyük bir pazar ve böylesi bir büyüme potansiyeline karşı Çinlilerin önündeki en büyük engel yine Çin Hükümeti. Kimin hangi sitelere girdiği, hangi sitelerin neler yayınladığı da çok sıkı takip ediliyor. Sonuçta politik içerikli siteler, iktidardaki Komünist Parti’nin bakış açısına göre çoğu zaman sansür ediliyor.

Baidu Google’ı sokmuyor

ÇİN’deki internet istatistiklerinin yayınlandığı gün, Çinlilerin arama motoru Baidu da ikinci çeyrek bilanço rakamlarını açıkladı. Amerika’daki arama motorları arasında comScore’a göre yüzde 62’lik pazar payına sahip Google’ın büyümesindeki yavaşlama sürerken, Çin’de yüzde 63 pazar payı olan Baidu (baidu.com), net kárını yüzde 81 artırdığını duyurdu. Böylece Çin’de sadece yüzde 23 pazar payına sahip Google ve yüzde 3 paya sahip Yahoo’ya fazla bir yaşam hakkı tanımayacağını gösterdi. Çin’in en popüler oyun, mesaj ve sosyal ağ sitesi Tencent’in (qq.com) şirket değeri ise 15 milyar dolara ulaştı. Böylece Microsoft’un geçen yıl hisse alımı yaptığı Facebook ile aynı seviyeye geldi.