TÜRKİYE ve “ÇİN”
Türkiye ve Çin ilişkileri hakkında yararlı bilgiler...
TÜRKİYE’NİN “ÇİN” HATALARI 1
Ekonomik Hatalar:
Bu yazı da biraz uzun olacak; ama Cem Yılmaz’ın dediği gibi “konu uzun” ben ne yapayım?
Çok defalar aynı cümlelerle yazmış olmama rağmen okuyucuların aklında Çin’in daha net tanımlarla kalması açısından tekrarlamakta sakınca görmüyorum. Çin; 1 milyar 400 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi.
1978’de başlayan dışa açılımlarını birçok soruna rağmen istikrarlı sürdürebilen, 20 yıldır her yıl ortalama %10 büyümeyi başarabilmiş, 2008 sonu itibariyle de Almanya’yı geride bırakarak dünyanın en büyük 3. ekonomisi olmuş dev bir ekonomiye sahip. Ucuz iş gücü, ucuz maliyetler, düşük vergiler, hazır verilen altyapı imkanları ile hem kendi yatırımcısına hem de yabancı yatırımcılara kapılarını ardına kadar aralamış bir ülke.
Ekonomideki bu “açık kapı” politikasıyla dünyanın en fazla dış yatırım alan 2. ülkesi olan Çin’e 2008 yılında doğrudan gelen dış yatırım ise 92 milyar dolar. ‘Çin’ deyince her konuda rakamlar devasa büyüklükte. Her sektörden binlerce yabancı firmanın bulunduğu Çin, hem yabancı firmaların üretimdeki avantajlarının hepsinden faydalanmasına, hem iç piyasa girmelerine, hem de çevre ülkelere ulaşmasına çok uygun bir zemin. Nitekim, bugün Coca Cola’nın Doğu Asya’daki en büyük üretim tesisleri Çin’dedir.
Bu büyüklüğü dünyanın birçok ülkesi çok iyi değerlendiriyor. Ekonomide kendine sıçrama arayan Türkiye ise Çin’i ‘yeterince’ veya ‘gerektiği gibi’ fark etmiş sayılmaz. Türkiye-Çin arasındaki ticari ilişkilerin 30 yıllık seyri ‘Çin’den her türlü ürünü alma ve Çin’e hammadde satma’ diye kısaca özetlenebilir. Özellikle 15 yıldır Çin’den harcı alem en ucuz ürünlerin Türkiye’ye girmesi Türkiye’nin Çin’e olan ekonomik meylinin ayrı bir göstergesidir. En acı örneklerden birisi de Türk mermerini ham şekilde ucuza alan Çin firmalarının, mermeri işleyip daha pahalıya yine Türkiye’ye ve Avrupa’ya satabiliyor olmalarıdır. Böyle olunca da Çin, Türkiye’nin en çok dış ticaret açığı verdiği ikinci ülke konumunda olmaktadır.
Çin; her türlü yatırıma imkan sağlayan yapısıyla Türk üreticilerinin dünyayla rekabetinde önemli bir üs olduğu gibi, özellikle 2000’den sonra daha net ortaya çıkan iç piyasası, çok tüketen 200 milyonun üstündeki nüfusu ve lüks tüketen 50 milyona yakın nüfusuyla da Türk yatırımcılarına göz kırpmaktadır. Çin’deki Türk firmalarının varlığı ise bu fırsatları değerlendirebilecek potansiyelden uzaktır.
Çin’in sadece alım yapılacak bir yer olarak görülmesi çok yanlıştır. Zira, Çin’deki otomotiv sektöründe ürün satan Türk firmaları olduğu gibi, perde ve ev tekstilinde lüks tüketime odaklı ve yabancı marka hayranı Çinlilere mal satan Türk firmaları da mevcuttur. Yani demek oluyor ki “Çin’e satış yapmak imkansız değil ve aslında çok büyük bir fırsattır!”.
Eğer Türkiye, Çin’in dışa açılmaya başladığı ilk yıllarda ya da en azından 90’larda tam manasıyla Çin fırsatının farkına varabilseydi bugün birçok şey lehimize farklı olurdu. Bu itibarla, en azından değişen şartlara göre bundan sonra neler yapılmalıdır ona bakılmalı. Bu doğrultuda yapılabilecek şeyleri şu şekilde sıralayabiliriz:
1. Türkiye’nin kendi varlığı olan ürünleri ve hammaddeleri Çin’e daha iyi pazarlamalı, Türkiye’deki işleme masrafları fazlaysa Çin’e gelip, Çin’de tek veya yerel ortaklı işletmelerle kendimiz işlemeli ve yine kendimiz satışını yapmalıyız. Mermer, bor� gibi.
2. Ekonomik krizle birlikte Çin’de kapanan veya kapanma durumuna gelmiş işletmeleri süreli kiralama, ortak olma veya satın alma şeklinde temellük etmeli; Çin’in ucuz iş gücü, enerji masrafları ve vergilerinden faydalanmalıyız. Özellikle tekstil sektöründe bu çok önemlidir.
3. Çin’de kurulacak tesislerle Çin’e kaliteli ve lüks tekstil ürünlerini pazarlamalıyız. Pierre Cardin, Lacoste gibi markalar yıllardır aynı şeyleri yapmaktalar. Para harcamayı seven üst gelir gurubu Çinlilerin sayısı ve tüketim meyilleri Türkiye’dekilerden daha büyüktür.
4. Çin’de kurulan üretim üsleri ile Türk markaları olarak dünyanın farklı yerlerine farklı kalitelerdeki ürünleri pazarlamalıyız. Hem süreden hem de kontrol maliyetlerinden kazanç olacaktır. Kore, Japonya, Malezya hatta Kuzey Amerika ülkelerine üst kalite ürünler yollanırken; Orta Asya ülkeleri, yoğun nüfuslu Güney Asya ülkelerine daha düşük kalitede ürünler pazarlanabilir.
5. Gıda sektöründe Çin’de üretim üsleri kurarak Çin’in iç piyasasına ulaşabiliriz. Krizle birlikte yeni iş alanları araştıran ve ellerinde para çantaları ile ortak arayan Çinlilerle ortak işler kurmak en çok gıda sektöründe Türkiye’nin önünü açacaktır. Her türlü gıdaya açık Çinli tüketiciler özellikle büyük şehirlerden başlamak suretiyle açılacak Türk restoranlarına, tatlıcılarına, pastanelerine yoğun ilgi göstereceklerdir. Bunun yanında Türk içecek firmaları ve dondurmacılarının da Çin’de şansları büyüktür.
6. Otomotiv ve inşaat sektöründe yan sanayi ürünlerini üretip hem Çin pazarına hem de çevre ülkelere pazarlamak, Türk firmaları için dünya markası olmak adına önemli bir sıçrama tahtası olacaktır.
7. Türkiye’de Çin piyasasının kapalı olduğu, girmenin zor olduğu gibi yanlış bir kanı vardır. Kesinlikle öyle değildir. Kanunlara uygun, dev bir ülkeye girdiğinin farkında olarak, iç piyasayı ve şartlarını bilen güvenilir insanlarla çalışıldığı müddetçe hiçbir sorun olmamaktadır. Çin, kendine yapılacak yatırım ve istihdamlar için kapılarını ardına kadar açmıştır. Bu konuda Çin’deki Türk danışmanlık firmalarının kalitelerini artırmaları, Türk yatırımcıların da bilgiye değer verip danışmanlık hizmeti almaları her zaman karlı olacaktır.
8. En az Körfez Sermayesi kadar yatırıma meyilli Çin sermayesinin Türkiye’de yatırım yapabilmesi için ‘ülke şartlarına ve konjonktüre uygun’ alanlar seçilip, Çin sermayesinin Türkiye’ye getirilmesi sağlanmalıdır.
9. Çin’de 19 ülkenin “İşadamları Dernekleri” varken Türkiye’nin net çalışan ve içerde faaliyet gösteren bir derneği yoktur. TÜSİAD’ ın AB İşadamları Derneği’nde bir masası olsa da, Çin içinde henüz aktif değildir. Devletimizin ön ayak olup bir an önce Çin’de sağlam çalışacak iş adamları derneklerinin açılmasına destek vermesi gerekmektedir.
Bu saydıklarımız Çin’le olan ekonomik ilişkilerimizde bugüne kadar yaptığımız hataların bugünden sonraki telafisi adına birkaç tekliftir. Bu acil önlemlerden sonra kim bilir daha ne kapı ve imkanlar açılacaktır.
Özetle Çin; küreselleşen dünyada ayakta kalabilmek için mutlaka bulunulması gereken bir pazar, çevre ülkelere ulaşmak için maliyetleri az ve kontrolü kolay bir üstür. Ekonomi politiğini dünyada çok iyi kullanan Çin’le ekonomik ilişkilerin gelişmesi ise diğer ilişkilerin de gelişmesine ciddi katkı sağlayacaktır.
Gücünün ve dünya üzerindeki fırsatların farkında olarak, gözü açık politikalar üreten Türkiye ve atılımcı Türk yatırımcısı yarının müreffeh Türkiye’si için çok önemlidir. Bunun en çok işlev göreceği ve Türkiye’nin çıkışını tetikleyeceği en önemli üslerden birisi de Çin’dir. Çin’i gerektiği gibi keşfedebilmek ümidiyle
Cihan UĞUR / Şanghay Fudan Universitesi / Haber 7

